Benim küçüklükten beri hep hayallerim vardı, bencildim aslında, herkesin beni sevmesini isterdim, gerçi hala öyle, ben de seveyim onlarda sevsin, aramızda problem olmasın der dururdum hep. Bana ne yapılırsa yapılsın zeytin dalı hakkımı kullanmaya asla çekinmezdim.
Bu yüzden küçüklükten bu yana çok az arkadaşım oldu, gereksiz kalabalıkları hala sevmem, sanki herkese yetemezmişim gibi gelir, çünkü genelde kırmayı ve reddetmeyi pek sevmiyorum.
Dedim ya hayallerim vardı, her seferinde bunlar teker teker kırıldı, mesela babamla sürekli go-karta gitmek isterdim, dayım hep geldiğinde yalancı götürürdü beni. Her zaman yaşımın 4-5 yaş küçükten geldiğini biliyorum, bundan asla gocunmadım, hatta bu yüzden çoğundan mahrum kaldım. Hep istedim aileden bi kaç kişi dışarı çıktığında beni de yanına alsınlar ama hep dedim ya çocuktuk ve genelde saçma yerlere giderken beni alırlardı, dedim ya yalancı ilgilenirlerdi.
Hiçbir zaman annem ve ablam dışında beni bir gücün koruduğunu düşünmezdim, her zaman karşıma dağları tepeleri çıkardılar aşmam gereken, ailemden kimsenin beni sevmediğini düşünürdüm, gerçi şimdi rollerin ne kadar değiştiğinin farkında değilim.
Mutluluk nedir bilemedim ben, merkez olmak istedim, dedim ya hep sevsinler istedim. Öğrenciyken iyiydim, önde otururdum, arka sıradakiler gibi değildim, dersi dinlerdim, notlarımın ortalaması iyi giderdi hep. Okulda yaptığım saçma sapan ipe sapa gelmez hatalar olmasa mükemmel öğrencilik hayatım vardı. Gerizekalı bir kaç adamın kendince benimle dalga geçmesini hep sineye çektim. Şimdi onlardan birini görsem ölümüne dövecek bir hissim hala duruyor, dua ediyorum karşıma çıkmasınlar. Hele hala unutmuyorum o "Batok" şerefsizini. Neyse.
Karışık bir yazı, öyle işte, satır dolması. Kendime gelince iyi işler yaparım ama hala ayakta uyuyorum, son günüm erkenden kalkıp günün tadını çıkarmak istiyorum. Of.



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için